30 Ekim 2023 Pazartesi

22) kalamazo

Önceleri, banka çalışanları  işlem gören belgelerini tarihe göre sıraya koyar, paket yapar,  kaldırırdı; fakat paket yapılmış belgelere dönüp bakma ihtiyacı yüzünden (bakarken evrak dağıldığından, paketi açmadan içeriğini anlamak zor olduğundan) yöntem cok da kullanışlı değildi.

Çözüm olarak ciltbendi1 ( biblorhapte )2 icat edildi.  Ciltbendinde belgeler tarih sırasına konup dikilerek cilt meydana getiriliyordu. 


Böylece belgeye bakılması kolaylaşmıştı; fakat bu kez de ciltbendinde yer alan bir belgeyi başka bir yere klase etmek veya iki belge arasına yeni bir belge eklemek, çıkarmak mümkün olmuyordu. Bu sorunu gidermek için de tazyikli musannif (classeur a pression)3 icat edildi.  
"Tazyikli musannif" adını bugünün Türkçesine "basınçlı dosya" diye çevirince pek bir şey anlaşılmıyor. "Sıkıştırılmış dosya" denebilir.

Tazyikli musannif, iki tipti; 
  • birincisi  "yalnız şişli adi tazyikli musannif" (günümüzde yaygın biçimde kullanılan, iki halkalı  mekanizması olan klasörler bu sınıfa girer) 
  • ikincisi de makineli tazyikli musannif.




Günümüzde yaygın biçimde kullanılan ve iki halkalı düzeneği olan klasörü, eski deyişle şişli adi tazyikli musannifi 1886 yılında Almanya Bonn'da icat eden Alman, Friedrich Soennecken'dir.  



Yine aynı yıl 14 Kasım 1886 tarihinde delgeç'in patentini de almış Soennecken.
Leitz şirketinin kurucusu Alman Louis Leitz  ise bu tip klasörlerde bazı geliştirmeler yapmış. Mesela klasörün sırtında bulunan ve parmak sokup klasörü raftan çekmeye, içini görmeye yarayan delik var ya, işte bu delik (finger hole) Leitz'in katkısı.

Ben adi musannife, yani konuya döneyim.

Bizim adi musannifin tüm ihtiyacı karşıladığı söylenemezdi. Hele belgenin ya da kağıdın harman olduğu o eski yıllar için hiç söylenemezdi.  Klasör, tıka basa, doldurulmuş olsa da takılamayıp elde kalan son bir belge olur, onun da hatırı kalırdı. Diyelim başardınız, tüm belgeleri sığdırdınız; yine de kurtulmuş olmazdınız. Çünkü devasa yığının tahammül edemeyip dağıldığı bir gün illa gelir,  klasörün mekanizması da olur olmaz zamanda patlar, yamulur bozuluverirdi. 

Belki işlenmiş belgelerin arşivi için idealdi bu klasör ama içine boş sayfa koyup bir defter gibi kullanmak için yetersizdi.

İşte bu ihtiyaç için imdada yetişen, makineli tazyikli musannif oldu; yani Kalamazo böylelikle hayatımıza girdi. Bu tür dosyalar daha fazla belge alabiliyordu ve dikiş kullanmadan belgeleri kolayca bir araya getirmek mümkündü. İstediğin zaman içerisinden bir belge çıkarıp bir başka belge konur,  belgeler dağılmaz ve en önemlisi  sayfa sayısı artırılıp azaltılabilen bir muhasebe defteri olarak kullanılabilirdi. 

Bu yeni klasörün fiyatı yüksek olduğu için ve kullanılacak kağıt klasöre uygun olması gerektiğinden, doğru seçim bunun, arşivleme için değil defter için kullanılması idi.
Mali yıl bitmeden yeni bir deftere geçmek gerekmeyecekti artık.
Kalamazoo'nun Eski satış ilanlarından birindeki slogan şöyleydi =  
Kullandığın muhasebe defterlerinde kaç boş sayfan kaldı? 






Peki tam olarak ne zaman çıktı bu makineli tazyikli musannif? 

Bu tip klasörlerin dayandığı işleyiş prensibini temel alan buluşlar 1900 yılların başında sayıca artıyor.  Bunların mekanizmalarının bazısı halkalı olduğu için kağıtlara delik açmayı gerektiriyor. Bazısının sırt kısımları sabit,  kutularda olduğu gibi yani; içlerine konan kağıt kalınlığına göre sırt kısmı boyutlanmıyor. Bazısının mekanizması yeterli basıncı, hakimiyeti sağlamıyor falan filan...








































Derken, hazır föylerin kullanıldığı, yüksek ticari başarı getiren ve gelişkin bir mekanizmayı içeren ülkemizde de yaygın kullanım alanı bulacak bir ürün icat ediliyor. Patent başvurusu  05/08/1904 yılında yapılacak sonrasında da ürün geliştirilecektir. Hikayesi Şöyle =


Kalamazoo'nun Hikayesi

Bir mekanizma icat ediliyor Amerikada; ayrık sayfaları dikişsiz olarak bir araya getirip sağlam biçimde ciltleyen bir defter veya kitap yapma mekanizması; bir tür klasör.

Mekanizmayı üreten firmanın ilk icadının patent başvuru yılı 1903. Firmanın başarıyı getiren, ülkemizde de yaygın biçimde kullanılmaya başlanan buluşunun patent başvuru yılı ise 1904.
Özelliği, delmeye gerek kalmadan hazır föylerle dikişsiz ciltleyerek defter meydana getirmesi,  içine konan kağıtların kalınlığına göre sırtının boyutlanması, kağıtların dağılmaması, kağıtların arasına yeni bir kağıdın kolayca konup çıkarılabilmesi.

Patentte, mucit  Harry F Bushong, devralan ( assignee ) ise Amerakanın Michigan Eyaletinin, Kalamazoo şehrinde bulunan, Kalamazoo Loose Leaf Binder Company4  olarak kayıtlı. İzleyen yıllarda Kalamazoo Loose Leaf Binder Co. yine aynı amaca dönük farklı mucitlerden 100'ün üzerinde patent tescil ettiriyor. Buluşlar devrim niteliğinde ürünler meydana getiriyor.

Bu buluşlarla ilgilenen, İngiliz Oliver Morland5, 1904 yılında İngiltereden kalkıp Amerika Bireşik Devletlerine, Kalamazoo şehrine geliyor. Yaptığı görüşmeler sonrası ürünlerin Kuzey ve Güney Amerika dışındaki dünya haklarını alıp  İngiltereye dönüyor.

Oliver Morland'in kuzeni Francis Levitt Impey6, 1905 yılında Oliver Morland'ın Morland and Co firmasına katılıyor. Impey sonrasında şirkete sermaye koyuyor ve 1908 yılında Morland & Impey Ltd'yi kuruyorlar. Kurulan şirketin amacı Kalamazoo Loose  Leaf Binder Company'nin acentalığını yaparak Amerikan patentlerini İngilterede geliştirmek, işi burada büyütmek.
Öyle de oluyor zaten.

1912 yılında Morland &  Impey Ltd, Northfield'da arazi satın alıyor. 
Nortfield, İngilterede, Birmingham şehrinde bir yerleşim yeri.
1913 yılında  Morland & Impey Ltd şirketi,  Kalamazoo Ltd'yi kuruyor. Kalamazoo Ltd, Northfield'deki arazi üzerine fabrika7 kurarak üretime başlıyor.




Diğer taraftan 1915 yılında Charles Howie adlı bir kişi, Avusturalya, Melbourne'de  Charles Howie Pty Ltd  adlı şirketi kurarak, Kalamazoo ürünlerini Avusturalya'da satmaya başlıyor.

1918 yılına gelindiğinde Charles Howie Pty Ltd şirketi ile Kalamazoo ürünlerini üreten ve satış haklarını elinde bulunduran Morland & Impey Ltd şirketi,  ortaklık anlaşması yaparak 1919 yılında  Kalamazoo (Aust ) Pty Ltd  şirketini bir iştirak olarak kuruyorlar. Charles Howie de bu yeni şirketin yönetim kurulu başkanı, genel müdürü oluyor.

Şirketlerin ortaklığıyla kurulan yeni şirket böylece, İngiliz Milletler Topluluğu ( The Commonweelth ) içindeki tüm Kalamazoo ticaretini devralmış oluyor.

1927 yılında Kalamazoo (Aust ) Pty Ltd'nin genel merkezi Sydney'e taşınıyor.

1929 yılında Bay ve Bayan Howie, Morland & Impey Ltd'nin hisselerini satın alınca şirket tamamen Avusturalya şirketi haline geliyor. O günden bugüne Kalamazoo ( Aust ) Pty Ltd faaliyete devam etmektedir.

Hisselerini satan, Morlan & Impey Ltd ise  ilerleyen yıllarda bürolara bilgisayar sistemi kurma ve yazılım geliştirme konularında faliyet göstermış ve sahip olduğu Kalamazoo Ltd şirketi ile birlikte bir dizi birleşme, satın almalar sonrası,  günümüzde The Reynolds and Reynolds Company8, adıyla faaliyet göstermeye devam etmektedir.




Kalamazo Nasıl bir Ofis Malzemesi

Kalamazoo şirketi  100'ün üzerinde patent almış. Çoğunlukla değişir sayfalı defter, klasör  ve çalşma masaları, dolap ve sehpalar Kalamazoo markasıyla üretilmiş.
Kalamazo adı, temel ürün olan değişir sayfalı defter / klasörün adı olmuş. Ülkemizde deterjana Omo denmesi, margarine Sana denmesi gibi bu tür klasöre de kalamazo adı verilmiş.

Kalamazo ( yani "loose-leaf book" ), bünyesindeki mekanizma ile dikiş gerektirmeksizin, basınç yoluyla ayrık sayfaları ( föyleri, formları ), bir arada tutan, kullanıcının dilediğinde içine sayfa ekleyip çıkarabildiği, sayfa sayısı çok arttığında dahi dağılmayı önleyen, kapakları kalın ve sert olduğundan içinde bulunan sayfaları koruma özelliği yüksek,  defter ( veya kitap ) oluşturmaya yarar bir tür klasördür.

En büyük avantajlarından biri  sırtının,  klasörde olduğu gibi sabit boyutta kalmaması içindeki sayfa kalınlığına göre boyutlanmasıdır.

Ürünün bir alt kapağı, bir de üst kapağı vardır. Ve kapakların birinin içinde bir mekanizma yer alır.  Kalamazoo ürünü mekanizması bakımından iki türlüdür.
(Firmanın zaman içinde geliştirdiği, ürünlerinde kullandığı çeşitli mekanizmalar var aslında. Ben kabaca ikiye ayırdım.  )
  • Kollu mekanizmalı
  • Otomatik mekanizmalı
Kollu mekanizmalı kalamazonun kapaklarından birinin içinde yer alan mekanizmadaki  helozonik vida, takılan küçük bir kol  ile sıkıştırılır ve defterin sırtındaki şeritler bu yolla sıkışarak kağıtların dağılmamaları için basınç oluştururlar, kolu ters sarınca bu defa da kağıtlar gevşer. ( İlk yıllara ait ürünler böyleydi. )
Otomatik mekanizmalı kalamazoda ise kapaklarından birinin içindeki mekanizmada yer alan kademeli barın kilidini, elinizle bastırıp kilitliyor, klasörün sırtındaki şeritleri bu yolla sıkıştırıyordunuz.

Ziraat Bankası, büro makineleri mütehassısı Fuat Oranuz, kalamazoyu şöyle tarif etmiş 1950'li yıllarda.
"... tahtadan veya mümasili kalın sert mukavvadan imal edilmiş ve içinde işletildiği vakit ileri geri hareket eden helezoni vidalı bir mekanizmayı havi 8-10 mm. kalınlığında iki kaptan ibarettir."

Türkiyede o yıllarda kullanılan kalamazonun tarifidir bu.





Kalamazolar boyutları bakımdan çeşitliydi. Büyük küçük olmak üzere boy boydu. İçlerinde alfabetik düzenlenmiş endeksleri olanlar vardı. Sadece bankalarda kullanılmıyor, bankalar, ticarethaneler, hastaneler, muyanehaneler vb. yerlerde de kullanılıyordu. Kullanıldığı sektörün ihtiyacına göre basılan çeşitli föyleri vardı.
Şirket, kalamazoyu 7 yıl garanti vererek satıyordu.
Satın aldığınız kalamazonun içindeki kağıt ( föy ) kalamazonuza uygun boyutlu, özel deliklendirilmiş kağıt olması gerektiğinden kalamazonuza uygun kağıtları da almak zorunluluğu vardı.

Sayfaların,  yeteri kadar doldurulunca kalamazonun içinden çıkarılması ve ciltlenerek arşive kaldırılması, ardından yeni sayfalar alınıp boş kalan kalamazoya doldurulup kullanılmaya devam edilmesi tercih edilen kullanım biçimiydi. Çünkü kalamazolar pahalıydı.

Kalamazolar, bazen rahatlıkla kaldırıp koyulamayacak kadar büyük, kalın, ağır olabiliyorlardı.
Bu nedenle özel kalamazo sehpaları, üretilmişti.







Türkiyede Kalamazo

İktisat ve Ticaret Ansiklopedisinin verdiği bilgiye göre Kalamazonun patenti, ülkemizde 1923 yılında tescil edilmiş.
Kalamazoo şirketinin ülkemizde uzun süre yetkili vekili,  Vebolit Ticaret Limited Şirketi olmuş. ( Vebolit'in merkez adresi, Kardeşim Sokak Girifin Han, Kat 3 No 26 Karaköy İstanbul, imiş.  )
1936 yılında kurulmuş olan firma 1994 yılında iflas etmiş.
Firmanın satış için gazeteye verdiği ilanlardan biri şöyle
  • 19/01/1964 tarihli Milliyet Gazetesi Sayfa 2 = İngiliz Menşeli kauçuk ve otomatik mekanizmalı kalamazo defterleri ithal edilmiştir.  Müracaat, Vebolid Ticaret Limited Şirketi Büro Levazımatı servisi, Billur Sokak 2 Nolu işhanı 14/15 Galata İstanbul

Kalamazo satın alımları için geçmişte ihale açıldığı, teklif alındığı, imal ettirildiği de yine gazete ilanlarından anlaşılıyor.

Son Posta 08 Ocak 1937


Son Posta 01 Mayıs1945


Ulus Gazetesi 10 Şubat 1949





Türkçede kalamazo - kalamoza göçüşmesi

Kelime içinde iki sesin yer değiştirmesine, göçüşme ( metatez ) deniyor. Söyleyiş kolaylığı sağlaması göçüşmenin sebeplerinden biri.
Örnek = kibrit > kirbit,   toprak > torpak,   ekşi  > eşki .

Kalamazo ismi de böyle bir göçüşmeye uğramış dilimizde ve oldukça yaygınlaşmış.
Sadece bankacılar değil, eğitim kitapları, kanun maddeleri kelimeyi göçüşme ile kullanmışlar.
Öyleki kelimenin aslının ne olduğu bilinmez hale gelmiş.

Adın, göçüşme ile kullanıldığı,  anlam farklılıkları ile kullanıldığı bazı yerlere örnekler aşağıda.

1-Basımevleri   =   Ülkemizde bazı basımevleri, kalamoza adıyla aslında kalamazo değil bir tür sert kapaklı muhasebe defteri satışı yapıyorlar. Başlangıçta bu adlandırma hatalı kullanım iken herhalde bugün sert kapaklı defter adlandırması sözcüğün ikinci anlamı olmuş.
 






















2-Kalamoza adıyla web tabanlı uygulama üreten bir yazılım şirketi faaliyet gösteriyor mesela. Yazmıyorum web adresini.













3-Bankacılık Kanununu  =  Adı,  göçüşme ile söyleyenlerden biri de Bankacılık Kanununu yazan / yazanlar



4-Meb mesleki eğitim kitabındaki konu başlıklarında ad göçüşme ile yazılmış.
    • Matbaacılık Pilyaj ve Perforaj, Megep, Ankara 2008






Sözlüklerde Kalamazo

"Kalamazoo" adı İngilizce, Fransızca, İtalyancada bir defter ya da klasör türünün adı olmamış ve sözlüklerde kalamazo veya türevi bir adla yer almamış görünüyor.

İngilizcede =  "loose-leaf binder",  "loose leaf ledger" demişler
Fransızcada =  "classeur a feuillets mobiles" denmiş
İtalyancada = "a foglu mobili" diye geçiyor ismi.

Ama Kalamazo Türkçede, tür ismi olarak kullanılıyor.  TDK ve Dil Derneği sözlüklerindeki tanımlar aşağıda. Kubbealtı Lugatı, Nişanyan Sözlük'te yer almıyor.  =


dil derneği
a. İt.
İçine hareketli yaprak takılan ve bir anahtar düzeneği ile yaprak sayısına göre ayarlanabilen bir tür sıralaç.


tdk
isim, İtalyanca calamazzo
Banka, ticarethane vb. yerlerde kullanılan ve cilt kapakları özel bir düzen ve anahtarla gevşetilip sıkıştırılabilen defter.


TDK çevrim içi sözlük, sözcüğün kaynağı olarak İtalyanca, "calamazzo" sözcüğünü göstermiş.
Bu sözcüğü İtalyanca Sözlüklerde bulmam mümkün olmadı. 
Vikipedi'de benzer bir ad buldum ama.
Cala Mazzo, Sicilya'da Castellammare körfezinde denize girilebilen bir koy.   Tam adı "Cala Mazzo di Sciacca". Tatilde denize girdiği bu koyu aklından çıkaramayın bir  İtalyan bankacının biz Türklere kötü şakası değilse eğer , muhasebe defterine calamazzo demek  ancak Kalamazoo ismini çağrışıtırıyor diye bir yakıştırma yüzünden olur.  Böyle olduğunu da hiç sanmıyorum. Buraya da laf olsun diye yazdım.

Ürün, İtalyan gazetelerine, İtalyanca  verilen ilanlarda Kalamazoo adıyla satılılıyor.
Sadece İtalyan gazeteleri değil İngiliz, Fransız, İspanyol gazetelerinde de, gazetelerin kendi dillerindeki ilanlarda, ürün Kalamazoo adıyla satılıyor.






İtalyada satılan ürünün iç kapağında İtalyanca dilinde garanti belgesi etiketi var.. Etikette ürünün adı Kalamazoo.


  















İş böyle olunca TDK'nın, sözcüğün İtalyanca kaynaklı olduğu bilgisini temellendirmesi gerektiği anlaşılıyor.


Kalamazo hakkında doğru sanılan yanlışlar.
  1. Türkçede; ilanlarda, yazılarda, kanun maddelerinde rastlanan "kalamoza" söylenişi bir göçüşmedir. Sözcüğün doğru biçimi kalamazo'dur. Özel isim olan Kalamazoo'dan gelir.
  2. Kalamazo,  kollu bir mekanizma ile veya anahtar ile tarif edersek belli bir kalamazoyu tarif etmiş oluruz. Kalamazo zaman içinde geliştirilmiş farklı model ve mekanizmalara sahip olmuş. Bazılarında kol, anahtar olmayıp kilit, mandal mevcuttur örneğin.
  3. Kalamazo sözcüğünün, TDK çevrimiçi sözlükte, İtalyanca calamazzo sözcüğünden geldiği iddiası,  teyide muhtaçtır.
  4. Kalamazo İngiliz menşeli değil, Amerika menşelidir. Fakat üretim ve satış büyük ölçüde İngiliz şirketi sayesinde olmuş.
  5. Kalamazo ürününü bulan Oliver Morlan değildir. İlk mucit H.P Bushong, daha sonraki ürünlerin çoğunun mucidi  G.P. Wigginton'dır. Ürünün geliştirilmesinde 10'un üzerinde mucit yer alıyor.
  6. Kalamazo ürününü İngilterede üreten Morlan & Impey Ltd firmasının ortağı F. Paul İmpey değil onun oğlu Francis Levitt İmpey'dir.
  7. Birmingham'daki Morlan & Impey Ltd'nin sahibi olduğu Kalamazoo Ltd firması, kalamazo'nun tek satıcısı olmamış hiçbir zaman. Amerikada Kalamazoo Loose Leaf Binder Co; Avusturalya'da Kalamazoo ( Aust ) Pty Ltd'de satış yapan firmalardı.
  8. Tek fabrika Northfield, Birminghom'da değildi. Örneğin 1930'ların sonunda Güney Paris'in banliyösünde  modern bir fabrika açmış Kalamazoo Ltd.
  9. Kalamazo, günümüzde satılan sabit yapraklı defterler gibi bir defter değildir, hatta çoğunlukla muhasebe defteri olarak kullanılmasına rağmen bir muhasebe defteri de değildir. Örneğin hastanelerde hasta bilgilerinin yazıldığı kayıt defteri olarak kullanılırdı.


Son Söz
Kültür Tarihimizde, banka ve muhasebe  kültürümüzde önemli yer tutmuş olmasına rağmen, 
  • kalamazo hakkında yanlış bilgilerin yaygın olması, 
  • tam olarak ne olduğu hakkında ayrıntılı yazıya rastlanmaması, 
  • eski bankacıların, muhasebecilerin ( Benden öncekilerin tabii. Ben  IBM monokrom monitör neslindenim çünkü. ) iş hayatlarını anlatırken kalamazonun adını geçirmeden konuşmayı bitirmeyişleri, kalamazoyu bir mit yapmaları düşünülürse,  
kalamazo hakkında yeterli bilgi olmaması şaşılacak eksiklik. 
Bu yazıyla, kıyıda köşede kalmış bilgileri derleyip yorumlayıp eksikliği enikonu tamamladım umuyorum.

Hata ve zühul müstesna. 



Dipnot
  1. Ciltbendi yerine ses düşmesiyle cilbent denmiş. Nişanyan sözlük, "Farsça cild-band deri veya meşin bağ sözcüğünden alıntıdır." diyor. (Şemseddin Sami, Kamus-ı Türki, 1900 cilbend (...) Evrak vazına mahsus müteaddid gözlere münkasım cüzdan ki koltuk altına alınır.) Bugün "noter cilbendi" diye satılan klasörler eskinin bendedilmiş ( bağlanmış ) ciltleri gibi değiller. Bunlar bir tür mekanizmasız klasör artık. 
  2. Biblorhapte veya diğer yazılışı ile bibliorhapte sözcüğü Antik Yunanca βίβλος, bíblos, (yazılı kağıt, belge; kitap ) ve  ῥάπτω, rháptô, ( dikmek); sözcüklerinden oluşuyor. Yani belgeleri birbirine raptetmişler. Bu belgeleri bağlama işi önceleri sabit sırımla bağlama iken sonra değişir sayfaları sıkıştırmak için mekanizmalarla yapılmaya başlanmış.
  3. Arapça,sınıf sınıf ayırmak demek olan "tasnif"ten, musannif. Musannif'in Kubbealtı Lugatindeki tanım şöyle =  "İçinde, derlenip toplanmış yazılı bilgileri belli bir sıraya göre tasnif etmeye yarayacak bölümleri bulunan dosya veya klasör."  Tazyikli musannif adı kullanılırken tanım yeni bulunduğu için ve zamanında Fransızca'nın hayatımızda özellikle Muhasebe, Ticaret, Bankacılık hayatında yaygın olması dolayısıyla Fransızca karşılığı ile pekiştirilmesi gerektiği düşünülmüş. Ben de Fransızca karşılığını bu yüzden olduğu gibi aktardım, kültür hayatımızda böyle yer alıyor diye.
  4. Kalamazoo Loose Leaf Binder Co. ( Amerika, Michigan'taki şirket ) 1927 yılına kadar faaliyet göstermiş ve 1927 yılında  Remington Rand, Inc.'e devrolmuş.
  5. Oliver Morland, Pascal'ın hesap makinesine benzer fakat daha işlevsel bir hesap makinesi geliştirmiş olan Samuel Morland'ın soyundandır. Bazıları bu hesap makinesi için ilk çarpma yapan hesap makinesi diyor. Londra'da Science Museum'da sergileniyor hesap makinesi.
  6. Şirkete ortak olan kişi bazı kaynaklarda Frederic Paul Impey olarak gösteriliyor. Oysa ortak kişi Frederic değil onun oğlu Francis Levitt Impey'dir. Bunu Francis'in kardeşi Arthur'un anılarından öğreniyoruz. Frederic Paul Impey 1847 doğmuşi  09.11.1920 ölmüş.  Francis Levitt Impey'in 1910 tarihli patenti alınmış buluşu, (ürün geliştirmesi) var.
  7. Nortfield'daki fabrika 1980 yılına kadar faaliyet gösterdi.  Fabrikada ağırlıklı olarak kadın işçi istihdam edildi.
  8. Reynolds & Reynolds'ın Bilim Teknolojilerii kolu şirketi ITS ismi ile faliyet gösterirken İngiliz bir girişimciye satılmış ve o da aldığı firmanın adını Kalamazoo IT olarak değiştirmiş.


Kaynak
  1. Kirkor Kömürcüyan, Ticari Mâlumat ve Bankacılık, 1930 İstanbul Osmanbey Matbaası
  2. Kalamazoo - Michigan, maddesi Vikipedi,  https://tr.wikipedia.org/wiki/Kalamazoo,_Michigan?oldformat=true
  3. Samuel Morland, maddesi Wikiwand https://www.wikiwand.com/en/Samuel_Morland
  4. Ring Binder, maddesi Wikiwand https://www.wikiwand.com/en/Ring_binder
  5. Kalamazoo şirketinin tarihi, https://www.kalamazoo.com.au/history/
  6. İktisat ve Ticaret Ansiklopedisi 1951, İstanbul
  7. Ofis Müzesi adlı internet sitesi  http://www.earlyofficemuseum.com/
  8. Nortfield.uk adlı blog  http://northfield-uk.blogspot.com/2015/01/kalamzoo.html
  9. Samson David youtube kanalı  https://youtu.be/G0aLK-0nMCQ
  10. Northfield, Birmingham; Vikipedi maddesi https://www.wikiwand.com/en/Northfield,_Birmingham
  11. Arthur Elia İmpey Biyografisi    http://www.hellfirecorner.co.uk/tucker/tuckerbiography.htm
  12. Gazeteden Tarihe Bakış Projesi http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/GAZETE/index.php




Erdal Bilgen
29 Mayıs 2021 Cumartesi

Bu blogdaki yazılar, yazar adı ve blog adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz.



3 Mart 2022 Perşembe

21) konkordans

Konkordans teriminin kullanımı eskisi kadar yaygın değil artık. Bankacının günlük hayatından, yoğun mesai harcadığı işler arasından çıktı ya da çıkmak üzere.
Tıpkı balans düzenlemesinin, evalüasyon muhasebesinin,  faiz-komisyon reeskontu muhasebesinin şube çalışanının  işleri arasından çıkması gibi.
Muhasebenin otomasyonu ve bankacılık sektöründeki vasıfsızlaştırma ( deskilling ) aynı hızda gelişiyor.  ( Veya esnek uzmanlaşma, her neyse. )

"Uygun" teriminin Osmanlıca karşılığı için Ticaret Sözlüğü'nde  muvafakat1, Fransızca karşılığı için de "concordance" diye yazmış, Orhan Hançerlioğlu.

Muvafakat mı?
Muvafakatın anlamı "rıza gösterme" imiş gibi düşünülüyor, halbuki öyle değil. Eş anlamlı sözcük bulacaksak muvafakata, "uzlaşma" denebilir. Uzlaşma, kabul etme, uyma...
Uyma, ancak uyum göstermekle olur. Orhan Hançerlioğlu, muvafakat karşılığını verirken işte bu "uyum" anlamını söylüyor bize, Fransızcası konkordans.
Sururi Kocaimamoğlu, Bankacılık Ansiklopedisinin  konkordans bölümünde sözcüğün anlamını; uygunluk, mutabakat  diye veriyor.  Bir başka cümlede de konkordans, muhasebe kayıtlarının mutabakatı için kayıtların karşılaştırılıp uygunluk sağlanması, demektir diyor.

Konkordans bankacılık jargonunda, bir tür mutabakat listesinin / cetvelinin adı.
Konkordansı kontrol ettin mi veya konkordansı kapattın mı deniyorsa eğer, ad aktarması ( mecazimürsel )  ile sözcük tasarrufu yapılıyor demektir.
Yalnız bi' dak'ka,  konkordansın bir anlamı  daha var ki o da  mutabakat.  Şubeler cari hesapları arasındaki uyum'dur.

Latincede ( Late Latin ) concordantia biçiminde yer alan sözcük Fransızcaya ( old french ) concordance olarak, buradan da İngilizceye yine concordance olarak geçiyor.
Temel anlamıyla konkordans bir tür liste demek2 İngilizcede.  Herhangi bir kitap veya kitap dizisindeki sözcüklerin listesi, dizin. 

Concordance sözcüğünün İngilizcedeki dizin, liste anlamını görünce,  bizim bankacılıktaki "banka birimlerinin şubeler cari hesaplarının mutabakatını sağlamaları için oluşturup takip ettikleri açık kayıt listesi" anlamı daha anlaşılır oluyor.
Dizin / kavram listesi,  olarak ilk konkordans  İncil için 1230 yılında tamamlanıp hazırlanmış, Hugo de Sancto Charo  ( İncil müfessiri) rehberliğinde. Sonra yayımcılık dünyasında özel önemi olan kitaplar için de sözcük listeleri, bu listelerin oluşturduğu kitaplar yazılır olmuş. Shakespeare  ve James Joyce'un, klasik Yunan ve Latin yazarlarının eserleri için yapılanlar gibi.4












Resim : Konkordans kitapları.  
Kaynak :  Vikipedi, "Concordance" maddesi.


Bankacılıkta konkordans sözcüğüne gelirsek sözcüğün sonundaki dans ekinin bildiğimiz dans ile ilgisi yok tabii; ama  özellikle geçmişte bankalarda konkordans kapamalarını takip etme görevindeki muhasebe görevlisi ile yine kaydı kapamak ile sorumlu şube çalışanı arasında, ( açık kalan kaydın kapama süreci boyunca ) yapılan telefon görüşmesi ve yazışmalarının zihinde yarattacağı tasarım ve çağrışım için ideal metafor bu dans eki.

Süreç şöyle işliyor:  Önce bir banka birimi ( lehdar şube diyelim ) diğer banka birimi adına ( ona da amir şube diyelim ) mesela ödeme veya tahsilat yapıyor. Ardından lehdar şube bu işlemi muhasebeleştiriyor. Oluşturulan muhasebe kayıdının bir tarafı ( bankacılık jargonuyla bir bacağı ) lehdar şubenin mizanında amir şube adıyla açılmış olan şubeler cari hesabıdır. ( TL için 290, YP için 291 ile başlayan şubeler cari ana hesabının altında her şube için bir tali hesap açılır. )

Bu kayıt oluşturulduktan sonra kapamasının yapılması için  amir şubenin  de kendi mizanında 290 / 291 ile başlayan lehdar şube adıyla olan ŞCH'nı ( şubeler cari hesabı ) çalıştıracak bir muhasebe kaydı yaratması gerekiyor. Aksi halde kayıt açık kalıyor, yani mutabakat sağlanacak bir kayıt daha konkordans cetveline eklenmesi gerekiyor.

Örnek
Amir şube talimatı ile amir şubenin yaptığı harcamanın bedeli için lehdar şube gişesine gelen A kişisine 100 TL nakit ödeme yapılacak diyelim.
Lehdar şube muhasebesi aşağıdaki gibi oluyor.

--------------------- / ------------------------
290......  ( amir şube )                                               100,00 TL
                                  010                                                                          100,00 TL
--------------------  /  -------------------------


Bu muhasebe oluşturulduktan sonra kayıt konkordans cetvelinde açık kayıt olarak görünüyor. Ta ki aşağıdaki kayıda benzer bir kayıtla kapatılana kadar.

--------------------- / ------------------------
880.....                                                                         100,00 TL
                                     290.....   ( lehdar şube )                               100,00 TL
--------------------  /  -------------------------

Kabaca böyle.


Hata ve zühul müstesnâ.


Erdal Bilgen 
03 Mart 2022 Perşembe





Dipnot
1) Arapça ṭbḳ kökünden gelen mutabakat , "örtüşme, uyma" anlamına geliyor.
wfḳ kökünden gelen muvafakat, "uyma, uygunluk" ve "uzlaşma" demek;
yine aynı kökten gelen muvaffak  ise  "talihli, kısmetli"  anlamlarında. (Ar. tevfіḳ uygun duruma getirmek, başarıya ulaştırmak”tan muvaffaḳ
Bu kadar sözcüğü niye art arda sıraladım?
Konkordans, mutabakat, muvaffak ve muvafakat sözcüklerinin;  uygunluk anlamıyla olan ilişkisini, ortaklıklarını görünür kılmak için...

2) Longman'in concordance maddesini şöyle çevirdim, ( concordance'yi de konkordans yaptım.) =

1)Bir kitapta veya kitap setinde kullanılan tüm sözcüklerin,  nerede kullanılabileceğine ilişkin  ve kullanımında nasıl bir yol izlendiğine ilişkin bilgi veren, alfabetik liste.
"Bir Shakespeare konkordansı." 
"Kutsal kitap için bir konkordans." 
2)Bilgisayar veritabanında tutulan ,Kitap, dergi vb'lerdeki tüm sözcüklerin yer aldığı,  belli bir sözcüğün her bir örneğini gösteren, bir liste.
"Konkordans satırları" 
3)Bir başka şeye benzer olma durumu ya da onunla uyumlu olma durumu. 
"İki teklif arasındaki konkordans."

 

3)Tefsir ile uğraşan ilahiyatçılara verilen isim.


4)  Kitaplar için yazılan konkordans ne işe yarıyor?
  • Hazırlanan dizinle kaynak kitaptaki önemli sözcükler ve bu sözcüklerin metinde geçtiği yerler gösteriliyor,  
  • aynı sözcüğün farklı kullanımları veriliyor, 
  • sözcüğün kullanım sıklığı görülebiliyor, 
  • hangi bağlamda hangi anlamların kullanıldığı çözümleniyor,  
  • dilbilgisel açıdan ( batı dillerinde birbirinden farklı yazılan ) çoğul-tekil, eril-dişil sözcüklerin ilişkilendirilmesi mümkün oluyor vb.

20 Mayıs 2020 Çarşamba

20) moralite

Moralite terimi kredi değerlemesi sürecinde, aşağıdaki biçimleriyle kullanılıyor.


moralite sorgulaması
moralite araştırması
moralite değerlemesi
moralitesi yüksek
moralitesi düşük



Moral, Türkçeye iki anlamla geçmiş. 
1- Ahlâk ( İngilizcesi “moral" )
2- Güçlük karşısında dayanma gücü  ( İngilizcesi “morale” ).  Aslında buradaki moral, başlangıçta ahlâkî değerlere bağlılıktan doğan dayanma gücü anlamında iken sanırım yalnızca  "dayanma gücü” anlamına gelir olmuş. 

Moralite terimi ise ( İngilizcesi “morality” ) doğru ve yanlış kavramı hakkındaki fikirler, kabul gören davranışlar anlamına geliyor. 
Buradan göndermeyle bankacılıkta moralite dendiğinde,  moral değerlere ( ahlaki değerlere )  bağlılık denmiş oluyor?

-Öyle mi oluyor?
-Olmuyor.

Bankacılıkta kullandığımız moralite sözcüğünün, yukarıya “moral" sözcüğü için  yazdığım iki anlam ile doğrudan ilgisi yok; ilgileri dolaylı. 
Bankacılıkta nezaket ( politik doğruculuk )  bazen asıl söylenmek isteneni doğrudan söylemek yerine böyle dolaylı anlatmaya sebep oluyor.

Bildiğim haliyle, bankacılıkta moralite sözcüğünün başat anlamı ödeme kabiliyetidir; dolayısıyla moralite sorgulamasında senet protestosu, karşılıksız çek sorgulaması, icra dosyası konuları, tecrübe ve itibardan önce araştırılır. Kredinin geri dönüşü sağlanamayacaksa  bizim moralite terimimiz, kişinin "ticari ahlakı" ve buna bağlı olarak da "ticari itibarı” anlamlarını daha anıştırmaya ( ihsas etmeye ) fırsat bulamadan dosya red ile kapanmış olur.


Moral sözcüğünün bankacılık dışındaki  anlamı / etimolojisi konusunda öğrendiklerimi ( vardığım sonucu ) bilmek isteyen olursa eğer okumaya devam edebilir. Çünkü belki de terim, bankacılıkta ilk kullanıldığında kastedilenin, bugün vardığı anlamdan çok ahlak normlarına itaat; kurala, örfe, adete sadakat olduğu; kişiye ait karakter, huy üzerinde durduğu sonucu çıkabilir böylelikle.


Ethos, Yunanca karakter, huy demek. Kişinin karakteri ve huyu… Ethos sözcüğünün çoğul hali ise “ethe”.  Ethe,  karakter ve huydan başka iki anlam içeriyor. Sözcük İlk kullanıldığı zamanlarda, canlı bir varlığın mekanı, sığındığı yer, ortamı demek iken sonraki kullanımlarında örf, adet, töre, belli gurubun yaşam biçimi anlamlarını da almış. Ethika sözcüğü ise ethe’ye ilişkin konular anlamına geliyor. Bir de “ethikos” var ki bu da Türkçede etik dediğimiz, felsefe disiplininin adı. Romalılar ethikos’a  “moralis” demişler. Moralis sözcüğünü ilk Cicero kullanmış. Fakat ethikos’tan moralis’e geçişte bir anlam farklılığı da olmuş. Ethikos, kişisel alana ilişkin karakter, huydan söz ederken, moralis ayrıca belli gruba ait kurallar anlamını da eklemiş kavrama.  Bugün İngilizcede, Fransızcada, Türkçede moralite ve etik günlük dilde aynı anlamda kulanılıyorsa da ( kullanıldığı oluyorsa da ) ikisi arasında fark bulunuyor.

Moral, olgu alanındadır. Adil olma, iyi olma, erdemli olma konusunda kendine göre davranış ölçüleri verir.  Etik ise bilgi alanındadır. Adil olmak nedir, doğruluk nedir, erdem nedir gibi kavramların bilgisini arar. Temel sorulara yönelir. Moral konularında kişi “bu nedir?” diye sorup var olanı, olguyu öğreniyor; etik konularında ise kişi “bunların anlamı ne?” diye sorarak bilgi oluşturuyor, çözümlüyor. 

Örneğin "mesleki etik" üzerinde konuşulabilirken, firma sahibinin etiğinden söz edilmez, moralitesinden söz edilir.  "Bu yaptığınız hiç etik değil" dememeli; onun  yerine, moral bakımdan zayıf, moral değerlere bağlı değil, uygunsuz demek daha yerinde olacak belli ki.

Erdal Bilgen 
20 Mayıs 2020 Çarşamba





3 Kasım 2019 Pazar

19) bankacılıkta söyleyiş yanlışları


aciz vesîkası,   âciz vesîkası
Aciz vesikası derken aciz sözcüğündeki "a" harfi uzun okunmamalıdır. Meraklısı için sebebi ve ayrıntısını yazayım :
Aciz ile âciz farklı iki sözcük; aralarında söyleyiş, çekim ve anlam farkı var. aciz ≠ âciz

Aciz sözcüğü addır, Arapça cz mastarından geliyor. "Acz" de deniyor. Burada "a" harfi kısa okunuyor. Anlamı : Güçsüz olma durumu, yani güçsüzlük.a  2004 sayılı İcra İflas Kanununun 143. maddesinde sözü geçen aciz vesîkasındaki aciz sözcüğü burada söz ettiğim ad olan aciz'dir. A kısa okunur; acz içinde, aciz göstermek, aczimi anlatamam vb. sözlerindeki "a"nın kısa okunmasında olduğu gibi kısa okunur.

Âciz sözcüğü ise sıfat ve isimdir, o da Arapça cz mastarından geliyor. Burada inceltme işaretinin kullanılmasından da anlaşılacağı üzere "a" harfi uzun okunuyor. Anlamı: Güçsüz ( kimse ). A, uzun okunuyor, âcizler, âciz misin, âciz bir kul, âciz kalmak sözlerindeki "a"nın uzun okunması gibi.
-------------
a) Aciz / acz sözcüğünün anlamı için nedir diye sorulduğunda âciz, sıfatına +lik eki ekleyerek kökteki anlama uygun soyut ad kurarak âcizlik diye tanım verebiliriz.


ahz ü kabz, ahz-ı kabz
Bir tamlama değildir; onun için ahz-ı kabz denmiyor. "ü" harfi "ve" anlamına geliyor. Teslim alma anlamına geliyor. Ahz, alma; kabz, tutma.


direkt bankacılıkdirek bankacılık
Antik Yunanda agora adı verilen şehir merkezlerinin bir yanında stoa denen sütunlu üstü kapalı koridorları olan yerler, mağazalar varmış ya, hani ticaret yapılan yerlermiş bunlar. İşte benzerini Şehzadebaşı'na yapmışlar. Dükkanlar ve önünde sütunlu koridor / galeri... Milletimiz de sütunlara bakıp buraya önce Direkleraltı adını yakıştırmış sonra ismi değiştirmiş Direklerarası'na döndürmüş.

Bizim bankalarımızda ağırlıklı olarak kredi kartı satışı yapan birimlerin "direk" ile ilgisi yok tabii, sütunla da ilgili değiller.
Bankacılığı doğrudan -daha az bürokrasi ile - yapma iddiasındalar sadece. Keşke doğrudan bankacılık adı yerleşseymiş zamanında. Bu örgütlenmeyi getirenler "doğrudan bankacılık" adının çağdaş, modern bir ad olmadığı kanaatinde olacaklar ki İngilizceden "direct banking" söylenişinin çevirisini uygun görmüşler.
Sorun şu : Direkt sözcüğünun sonundaki "t" harfi azıcık ittirmeyle çıkabiliyor ağızdan. Bu da kimine göre ner'den baksan zahmetli bi' iş.



ekstre, ekstra
Ekstre, Fransızca "extrait" sözcüğünden, ad. Özet, hesap özeti, demek.
Ekstra ise Fransızca "extra" sözcüğünden, sıfat. Açıktan, fazladan, kalitesi üstün anlamları var.



emlâk, emlâki, emlâke
(emla:k, emla:ki, emla:ke)
Sözcüğün "emlâk" biçiminde düzeltme işareti ile yazılmasını tercih etmek gerekir . Böye yazılınca "l" harfinin ince okunacağı anlaşılıyor çünkü.  İnce okunmayınca - ki çoğu zaman da öyle oluyor - emlâkçi yerine emlakçı deniyor..
Emlakçı değil emlâkçi; emlaka değil emlâke.
Biriktirdiği tüm parayı emlâke yatırdı.
Bakırköy'deki emlâki ipotek etti.


esnaf, esnaflar
Esnaf, zanaatkarlara, küçük ticaret sahiplerine verilen ortak isim. Sözcük çoğul ama tekil olarak kullanıldığı oluyor.
Nasıl, geminin mürettebatları demiyor, mürettebatı diyorsak; "esnaflara verilen kredi " değil "esnafa verilen kredi" denmeli.


evrak, evraklar
(evra:k, evra:kı)
Evrak Arapça bir sözcük tıpkı hukuk, merak, taksit sözcüklerinde olduğu gibi sözcüğün son harfi ünlü harf ile başlayan ek aldığında yumuşamıyor. Yani evrağı değil evrakı demek gerekiyor.  Ayrıca bu sözcük çoğul bir ad; anlamı belge değil belgeler. Bu durumda evrakları dememek gerekir. Tıpkı mürettebatlar demiş gibi çoğul olanı tekrar çoğul yapmış olursunuz. Belgelerler gibi.
Belge sözcüğünün Arapçadan gelen eş anlamlısı varak, varaka çoğulu ise evrak'tır. İlle belge değil evrak sözcüğü kullanılacaksa yanlış yapmak yerine bari tek olunca belge çok olunca evrak dense.


dâin ü mürtehin, dain-i mürtehin
(da:in ü mürtehin)
"Emr ü havalesine" der gibi; "ahz u kabz" der gibi; "taktim ü tehir" der gibi "dâin ü mürtehin" denir.
Ü harfi "ve" anlamına gelen bir bağlaçtır.  Yani bu söz bir tamlama değil o nedenle "dain-i mürtehin" hiç denmez. En güzeli "dâin, mürtehin" demek. "Dâin ve mürtehin" de denebilir elbette.


hâzırun cetveli
(ha:zirun cetveli)
Hâzırun cetveli, toplantıya katılanları gösteren listeye deniyor.
"Haziran"  diyormuş gibi söylenMEmeli.
A harfi uzun söyleniyor [ hâzır ü nâzır ( hâzır ve nâzır ) der gibi ]
Sözcükte "i"  harfi bulunmuyorsa da sözcükteki "ı" harfi,  ı ile i arasnda bir sesle söyleniyor. 


hayır
Söylerken "a" sesi uzatılmıyor.  İyilik anlamındaki "hayır" ile olmaz anlamındaki "hayır" aynı kökten geliyor ve her iki sözcükte de "a" sesi uzatılmıyor.  Söyleyiş farkı vurgulamada.  Olmaz anlamındaki "hayır"da vurgu "ha" hecesinde, iyilik anlamındaki "hayır"da vurgu "yır" hecesinde.


hibe, hîbe
"i" kısa okunur.


iade, geri iade
(ia:de)
Geri verme demek. Sözcük "geri" anlamını içerdiğinden "geri iade" denmez. Denirse yineleme yapılmış olur.


ikametgâh
(ika:metgâh, ika:metgâ:hı)
Buradaki ilk a sesi kalın okunuyor ve uzatılıyor; ikinci a sesi ise üzerinde inceltme harfi oluşundan da anlaşılacağı gibi ince okunuyor.  Ünlü ile başlayan ek aldığında ikinci a harfi de uzuyor;  ika:metgâhı biçiminde söyleniyor.
İkametgâh denince "ikametgâh belgesi" demiş olduklarını sananlar olabilir. İkametgâh sadece ev demek, konut.  Belgeden söz etmek için ikametgâh belgesi, ikametgâh senedi veya ikametgâh ilmuhaberi demek gerekir.  Bu söz yerine "konut belgesi" denebilir.



ilâ
(ila:)
"l" ince ve "a" uzun okunur.
-den, -e kadar; anlamına gelir. Belirtilen sayıların da dâhil edildiği aralığı anlatan sözdür.
“Kasada 3.000 ilâ 5.000 arası Euro var” denmez
“Kasada 3.000 ilâ 5.000 Euro var” denir


inisiyatif, insiyatif
İnsiyatif değil inisiyatif.
"Yönetici olarak artık inisiyatifi ele alman lazım" 


itibarıyla, itibariyle
İtibaren derken "a" harfi uzatılıyor ama inceltilmiyor. İtibar sözcüğündeki "a" harfi madem kalın,  itibarıyla derken "a"dan sonra gelen ünlü niye "i" olsun. İtibar ve ile sözcükleri birleştirilecekse itibar sözcüğüne "y" kaynaştırma harfi eklenir ve ünlü uyumu gözetilir. Tıpkı parayla der gibi. Eski yazım kılavuzlarında 1970'lerden önce bir kural vardı. Sonunda iyelik eki olan sözcüklerin ardına "ile" geldiğinde daima "-iyle" eki gelir diye.  Örnek : arabasiyle, dolayısiyle, itibariyle gibi. 50 yıl önceydi bu. Hepsi düzeldi, "itibariyle"  düzelemiyor.


kadük, güdük
Zamanında bankada eğitim veren avukat hanım kadük yerine güdük deyince eğitim boyunca dikkatimi toplayamadım.
Güzel yakıştırma.
Kadük, Fransızca "caduc" sözcüğünden geliyor. Latince düşmek anlamındaki "cadere" sözcüğünden türetilmiş o da.
Hükümsüz, geçersiz demek. Uygulanması terkedilen  yasa için, proje için söyleniyor.  Kadük olmak, kadük kalmak


kale almamak; kayileye almamak,  kâle almamak
( ka:le almamak)
Kayileye almamak diye uydurulmuş bir söz var, birkaç yerde duyduğum için yazdım yukarıya, hatalı diye.
"Kale almamak" sözünü söylerken "a" incelmiyor, uzatılıyor,  "l" sesi ince söyleniyor.
Sözcükteki "a" sesi inceltilmediği için düzeltme imi de kullanılmıyor. "kâl" değil yani.
Kal; laf, söz demek. "Kale almamak"  deyiminin, söz konusu etmemek, dikkate almamak, önem vermemek, hesaba katmamak gibi anlamları var.
Deyimler kalıplaşmış sözlerdir değiştirilemezler bu yüzden "kale almamak" sözünü "kale almak" biçiminde söylemek yadırgatıcıdır.


kaparo
İtalyanca, "caparra"dan... Konuşma dilinde göçüşmeye uğrayıp kapora biçiminde kullanılıyor. 


lâzım
"Kredi için bazı belgeler lâzım" derken "lâzım" sözcüğündeki "l" harfi ince söylenmeli. 
Bu sesin ayrımına varamayanlar ( ki sayıca çoklar ) bilinçsizmiş, eğitimsizmiş izlenimi bırakıyorlar. 
Balat, kılık, soluk sözcüklerindeki "l" sesi kalın
Lazım, lacivert, lavabo sözcüklerindeki "l" sesi ince.


levha
Bu sözcük ek aldığında "nüsha" sözcüğünde olduğu gibi a sesi uzatılmıyor. Vergi levha:sı değil a kısa okunarak "vergi levḥası".


maalesef, malesef
"İşçiler sosyal haklarını maalesef eskisi kadar güçlü savunamıyor,  prekarya yeni bir sınıf olarak doğuyor."



muğlak, mulak
Konuşurken "ğ" den önce gelen ünlüyü uzatıyor ve "ğ"yi söylemiyoruz diyorlar ama ben aynı fikirden değilim.  Konuşurken de yazarken de "ğ" yi kullanmalı. Söylerken belki belirgin değil diğer sesler gibi ama var.
"Sözleşmede yükümlülükler muğlak" derken dümdüz "mu:lak" değil muğlak.


muhatap, muhattap
(muha:tap, muha:tabı)
İlk "a" harfi uzatılarak söylenir ve t harfi ikizleşmez. Muhattap değil "muha:tap",  a uzun ve "t" harfi tek.


mürâcaat, müracat
(müra:caat )
Başvuru. Söylenirken "a" harfinden tasarruf yapılmamalı. Müracat değil, mürâcaat.


münferiden, münferîden
Vurgu "i"de ve "i" kısa okunuyor, uzatılmıyor.
Tek başına, anlamına geliyor.


müteahhit, mütahit
"a" harfini uzatarak ve tek "h" harfi ile söylenme eğilim var. Doğrusu peş peşe "ea" ünlüleri ve iki "h" harfi ile söyleniyor.  Taahhüt eden, üstüne alan, söz veren anlamında.
"Müteahhit, sadece inşaatı bitirmekle yükümlü olanların değil, teşvik kapsamında döviz kredisi kullananların da sıfatı."



nam u hesabına, nam-ı hesabına
Bir tamlama değil.  Nam-ı hesabına denmiyor. U harfi "ve" anlamına geliyor.



nâzım hesaplar
(na:zım hesaplar)
Aynı harflerle yazılan iki sözcük var. Her iki sözcük de Arapça nzm kökünden geliyor. İnceltme işareti kullanmadan “nazım” biçiminde yazınca şiir anlamında ad; inceltme işareti ile “nâzım” biçiminde yazınca  düzenleyen anlamında sıfat oluyor.
Nazım derken a kısa, nâzım derken a uzun okunuyor.
Dolayısıyla tek düzen hesap planında 9 ile başlayan ana hesapların adı “nâzım hesaplar” biçiminde yazılıp a harfinin uzun okunması gerekiyor.


nezdindenezninde
İndinde, nazarında, kabul ve anlayışına göre, demek.
Örnek :  "Kredi müşterisi banka nezdindeki itibarının yüksekliğine göre faiz oranı teklifi alır."


nüsha
Sözcük yalın haldeyken söylenişi sorun çıkarmıyor; ne zaman ek alıyor içindeki a sesi hatalı olarak uzatılıyor. :  Nüshaaası,  nüshaaanın
Oysa sözcüğe ek geldiğinde de a kısa okunuyor.
Örneğin "gümrük beyannamesinin üçüncü nüshaaası" değil a kısa okunarak "üçüncü nüsḫası" denmeli



perâkende
(pera:kende)
Perakende sözcüğünde a uzun okunur; zaten bu yüzden bazı sözlüklerde yazılışı perâkende'dir.
A sesi uzun olacak biçimde "perâ:kende bankacılık", "perâ:kende sektörü"


porte, portre
"Büyük Millet Meclisi üyeleri tarafından yapılmış olan kanun tekliflerinin mali portesi"
Mali portre, değil mali porte.
Fransızca "portée" sözcüğünden geliyor. Yük,  taşınan şey, kapsam; demek. Türkçede bir anlamı da bir iş için gereken para tutarı, maliyet, mali bedel olduğundan  "mali porte" diye kullanmak şart değil. Porte de denebilir.
Örnek: "Bu işin portesi ne kadar? "


rakam, rakkam
Sözcüklerde bazı ünsüzler  çeşitli sebeplerle ki kez söyleniyor. İkizleşme deniyor buna. Rakam yerine rakkam diyen çok. Doğrusu tek "k" ile rakam.


sehven, sehven yanlış
Yanlışlıkla, anlamına geliyor; onun için sehven yanlış denirse yineleme yapılmış olur.



seri üretim.
Aynı harflerlerle yazılan iki sözcük var Türkçede, biri seri diğeri serî.
Seri, Fransızcadan geliyor, dizi demek. Seri üretim derken bu sözcükten bahsediyoruz. "i" harfi kısa okunuyor.
Bir de Arapçadan gelen serî sözcüğü var o da hızlı demek ve bu sözcükteki "i" harfi uzun okunuyor.
Eğer "i" harfini uzatarak "seri: üretim" dersek "hızlı üretim" gibi  bir kavram icat etmiş oluyoruz.  İngilizcede serial production denen kavram Fordist üretim modelinde, üretim hatlarında büyük miktarlarda diziler halindeki üretimi anlatıyor.  Diyelim önce A serisi ürünün üretimi yapılıyor ardından girdi, kalıp, üretim hattında küçük birkaç değişiklikle B serisi ürün üretimine geçiliyor.



sirküler, sirkü
Sirküler sözcüğünün, İngilizcesi ‘circular’(a), İngilizlerin Fransızcadan, Fransızların da Latinceden aldığı sözcük. Fransızcası, circulaire.
Vikipedi sirküleri, "bağlayıcı özelliği olmayan yol gösteren idari yazılar" diye tanımlıyor.
TDK sirküler sözcüğü için, genelge ve duyurum diye iki tanım veriyor.
Sirküler sözcüğünün sonundaki “ler” hecesi çoğul eki sanıldığı için “sirkü” diyenler var. Örneğin “imza sirküsü” diyenleri çok duydum. Hatalı kullanımdır. Dolayısıyla bir tane ise sirküler birden fazla ise sirkülerler denir.


stajyer, stajer
Stajiyer denir, stajyer de denir, tamam ama stajer denmiyor. Bu ölçüde kısaltmaya toplum henüz hazır değil; ama fazla da kalmadı.


subasman, subasmanı
Doğru söylenişi "subasmanı" değil, "subasman"
Bu adın içinde su ve basma sözcüklerini gördüklerini sananların anlamlandırmak gayreti ile adın devamına "ı" eki yakıştırmışlar diye anlıyorum. Fransızca, "soubassement" sözcüğünden geliyor.



sukut, sükût
Bu sözcüğün sessizlik anlamına gelen "sükût" ile hiç ilgisi yok.
Arapçadan gelen ve aynı harflerle yazılan iki sözcük var. Biri sukut diğeri sükût. Sukut, düşme demek; sükût, sessizlik.
Sükût ikrardan gelir derken susmaktan, sessizlikten söz edilir.
"Ahlâk sukut etmiş" derken ahlâkın eski yüksek seviyesinde olmadığından düştüğünden söz edilir.
"Sukutuhayale uğradım" derken hayallerin suya düştüğünden, hayal kırıklığından söz edilir.
"Sukut-ı hak" derken süresinde kullanılmamış hakkın düşmesinden, ortadan kalkmasından söz edilir, sessizliğinden değil.



takdir, taktir
Taktir sözcüğünün hatalı diye üzerini çizerek yazdım ama taktir, damıtma, damla damla akıtma anlamına gelen bir isim aslında.
Bizim bankada çalışırken özlemle işitmek istediğimiz sözcük olan "takdir" ile ilgisi yok.
"Bankacılıkta terfînin sadece amirin takdirine bırakılması, klikleşmenin yolunu açar."


taksit, taksiti, taksidi
Bazı sözcükler var ki bunlara ünlü harf ile başlayan ek geldiğinde sondaki harfleri yumuşamıyor. Taksit bunlardan biri.  Taksidi değil taksiti. Hukuk, merak sözcükleri de böyle. Hukuğu değil hukuku, merağı değil merakı.
Kredinin üçüncü taksiti ödenmemiş.
Krediyi taksite bağlayalım.


tespit, tesbit
(tespit, tespi:ti )
Ünlü ile başlayan ek aldığında "i" sesi uzatılarak söylenir. 


teşrîkimesâi, teşvik-i mesai
( teşri:kimesa:i:)
Teşvik-i mesâî, yani çalışmanın teşvik edilmesi ile ilgisi yok bu sözcüğün.  Teşrîkimesâi, çalışma ortaklığı, birlikte çalışmak demek.  Teşrik, ortak etme anlamına geliyor.
"Onunla yıllardır teşrîkimesâimiz var."


tolerans, tölerans
O harfiyle söyleniyor. Fransızca tolérence sözcüğünden geliyor.


tutar
Sözcüğe ünlü ile başlayan ek geldiğinde de "a" kısa okunur.
Tutaaaarı değil a kısa okunarak tutarı.


unvan
(unvan, unva:nı)
Sözcüğün "ün" ile ilgisi yok. Eş anlamlısı "şöhret" olan "ün" sözcüğünden gelmiyor.  Unvan; Arapça etiket, simge, lakap anlamına gelen bir sözcük.  Örneğin, "firmanın ünvanı" değil a uzatılarak "firmanın unva:nı" denmeli.


vesâik, vesîka
(vesa:ik, vesi:ka)
Vesâik derken "a" uzatılıyor, vesîka derken de "i" uzatılıyor.
"Vesâik" belgeler demek, çoğul. "Vesîka" belge demek, tekil.


yarar
Yarar sözcüğüne ünlüyle başlayan bir ek geldiğinde de ikinci a sesi kısa söylenir.
Örneğin "Yararlı bir hizmet." derken hiç sorun çıkmıyor ama "Bizim için öncelikli olan müşterinin yararıdır." gibi  bir cümle kurulduğunda, yarar sözcüğündeki ikinci a sesi hatalı olarak uzun söyleniyor.
Ünlü ile başlayan ek aldığında da yarar sözcüğündeki a'lar kısa okunur.


yarın
Söylerken "a" sesi uzatılmamalı.
"Kredi meblağı yarın hesabınızda olur." derken "a" sesini uzatmak sanki kredinin gecikmiş olduğu hissini pekiştiriyor.


zarar
Zarar sözcüğüne ünlüyle başlayan bir ek geldiğinde de ikinci a sesi kısa söylenir.
Örneğin "Zarardan çok kâr getirdi." derken hiç sorun çıkmıyor ama "Firmanın 2019 yılı zararı beş milyon dolar." gibi  cümle kurulduğunda zarar sözcüğündeki ikinci a sesi hatalı olarak uzun söyleniyor.
Ünlü ile başlayan ek aldığında da zarar sözcüğündeki a'lar kısa okunur.




Erdal Bilgen
03 Kasım 2019 Pazar